Berliner Straße 113, D-33330 Gütersloh
+49 5241 9988798

Nachrichten

4 Mayıs 1937 Dersim Soykırımının başladığı gündür

  • 4. Mai 2016

İttihat-Trakkinin imha ve inkâr politikalarının mirasını devr alarak, 1920’de kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, 1915 den itibaren Ermenilere, Süryanilere ve Rumlara karşı başlattığı savaş ve etnik temizlik sonrası, kılıçları Dersim Kızılbaşları için bilemeye başlamıştır.
Soykırım üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş öncesi Kürt liderlerine ve Alevilere verdiği sözleri (Kürt özerk bölgesi v.b.) hemen unutur.
1920’de Cumhuriyet kurulur kurulmaz akabinde pek çok bölge ve köyün Ermenice ve Süryanice isimleri de millî Türk devleti konseptine uygun olmadığı için Türkçe isimlerle değiştirilir.
Cumhuriyet’ten bir yıl sonra 1921’de Koçgiri beyi Ali Şer ve eşi, ilk Dersim’li kadın gerilla Zarife Hanımla birlikte Dersim`in Bağımsızlığını ilan ederler. Bunun üzerine Hükümet, Koçgiri’lilerden Ali Şer beyi teslim etmelerini ister. Ali Şer beye, Dersim Kızılbaşlarının Eren´i Seyit Rıza sahip çıkar. İsyan edildiği gerekçesiyle bahaneler arayan genç Cumhuriyet, Koçgiri halk hareketine karşı, Kızılbaşların katliamına başlar.
1915 de Hristiyan katliamına katılmayan Dersim Alevilerine, ise geçmişten gelen bir kin vardır. Böylece yeni Cumhuriyete ilk direnen il Dersim olur. Yeni kurulan Cumhuriyetin ilk isyanı da Koçgiri ile başlamış olur.
1930‘lu yılların başında hükümet, Doğu vilayetlerinde ki son özerk bölge olan Alevi-Kızılbaş Dersim’e nihai bir saldırı hazırlıklarına başlar. Aşiretlerin silahsızlandırılması ve zorunlu göçe tabii tutulmalarının yanı sıra yeni yolların inşa edilmesi, Elâzığ’a demir yolları bağlantısının sağlanması aslında Dersim ilhakının stratejik hedefine hizmet ediyordu.

1934 İskan kanunu ve Aralık 1935 Tunceli islahat kanunu TBMM’de tartışılmadan, devlet tarafından sunulduğu şekliyle kabul edilir. Bu kanunlar, Dersim yöresini kapsayan bir Tuncelı ilinin kurulmasını ve 1936 yılında Dersim’de olağanüstü hal ilan edilmesini öngörüyordu. Seyit Rıza, hükümetten bu sert tedbirleri ve Tunceli tenkil kanununun yürürlükten kalkması ve özerkliğin muhafazasını istemesine karşın, devlet 4 Mayıs 1937’de Dersim için hazırladığı büyük imha planını hayata geçirmek için bütün gücüyle saldırıya geçer. Üç ay süren korkunç Savaşta 50.000 kişilik ordu, savaş uçaklarıyla köyleri bombalayıp, yakıp yıkar. Korumasız halkı, kadın ve çocukları öldürür, çezaevleri tutuklanan halkla dolup taşar, entelektüeller kurşuna dizilir veya asılır.
Başbakan Celal Bayar ise tamda bu günlerde Dersim ile ilgili zehir zemberek açıklamalar yapar. “Bu meseleyi kökünden söküp atacağız“ gibi faşizan demeçlerle Dersim halkını sindirmeye çalışır. Tıpkı 1915’lerde, Ermenilere, Süryanilere ve Pontus Rum’larına yaptıkları gibi.
10 Eylül 1937 Dersim halkını hünharca ezip geçen Türk ordusuna, halkının gari kalan kısmını korumak için teslim olan Seyit Rıza 15 Kasım 1937’de arkadaşları ile birlikte idam edilir.
Son sözleri zabıtlarla tarihe geçecektir. “Ayıptır, Zulümdür, Cinayettir“.

Dersim’liler, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına karşılık, 1938 başlarında, bölge halkı tarafından işgalci olarak görülen, polis ve asker güçlerine karşı yeniden bir direnişe geçer.
Bu şanlı direnişi bahane olarak kullanan devlet, Dersim’e doğru, daha büyük askeri birlikler sevk ederek etnik bir kırımını, bir kültürün kanlı yıkımını gerçekleştirir.

1938 yılının Eylül ve Kasım ayları arasında Dersim, tarihin en ağır ve acı günlerini yaşar. Dersim halkı, Ermeni-Süryani-Pontus Rum soykırımında tanık oldukları kadınlara tecavüz olayları; hafızalarında canlanınca, başlarına geleceğini bildikleri için Kızılbaş kadınlar ve kızları, Türk ordusunun eline geçmemek için kendilerini ya uçurumlardan aşağıya bırakmak, ya silahla vurmak, yada Nehir’e atlamak suretiyle ölüme yolculuğa çıkarlar. Sağ kalan kadın ve çocukları ise samanlıklara kapatarak, ateşe verip imha ederler.

1915’de Ermeni, Süryani, Pontus Rumları hristiyan diye milyonlarca katledildi bu topraklarda. 1938’de ise Dersimliler Alevi, kızılbaş diye katledildiler. Böylece ülkemiz, Katliamlarla, Etnik temizliklerle; Dilleri, kültürleri yasaklanan bir halklar mezarlığına dönüştürüldü.

1915’Ermeni ve Süryani Soykırımından sonra halklarımıza yaşatılan en ağır bilançoydu Dersim etnik kırımı. Türkiye Cumhuriyetinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalarımıza kazınmıştır.

Bu topraklarda başka acılar yaşamamak için; Türkiye devletinin kendi geçmişiyle yüzleşip, Soykırım yaşayan halklar, Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Rumlar, Ezidiler ve Kızılbaş Alevilerden çağdaş ülkelerde olduğu gibi, özür dileyip, özrün gereklerini yerine getirmeden ne barış gelir nede demokrasi.

Dersim Sivil Toplum Kuruluşlarının bu ülkeden, yerine getirilmesi gereken haklı istemleri var elbette. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, mezarların Dersim’e nakillerine izin verilmesi, Arşivlerin açılması, Dersim’de zorla alıkonularak ailesinden alınan çocukların isim listeleri ve köylerin yeniden imarı, iskâna açılması, ormanlara yönelik tahribatın derhal son bulması gibi bir dizi taleplerin hayata geçmesi bu ülkenin yaralarını sarmak için olmazsa olmazıdır.

Haydi dostlar!
Kefensiz ölüler adına, dinmeyen ağıtlar adına, kapanmayan yaraları bir nebze olsun dindirmek adına, Dersim’de yaşatılanlardan Özür dilemek adına; 4 Mayıs 1937 Dersim soykırımını unutmamak/unutturmamak adına

Dersim’le yeniden el ele, can cana.

ZEYNEP TOZDUMAN